Blog

Epikür'den Buddha'ya Uzanan Köprü

Epikür'den Buddha'ya Uzanan Köprü

Yüzyıllar önce felsefeyi hayatlarına katık etmiş olanların; türlü düşünce taşlarıyla döşediği köprülerden bugüne taşınan bilinçli farkındalık; coğrafyaları aşan köklerinde sonsuz bağlantılar barındırıyor. Buddha’nın eşsiz öğretisinden etrafa pasparlak kıvılcımlar saçılırken; Batı düşüncesinin aynı ırmağın ayrı kollarında farklı zaman dilimlerinde yıkanıyor olmalarını evrensel birliğin açık bir göstergesi sayabiliriz. 

Modern çağın beraberinde getirdiği yan etkilerin zihnimizde yaktığı harlı ateşi biraz olsun yumuşatabilmek için şimdide kalabilme çabasına tutunuyoruz. Bu çabayı ayakta tutan derin ama çoğu zaman da karanlıkta kalmış temeli aydınlatmaya çalışırsak “an”ı daha farkında yaşayıp dinginliği tadabilir miyiz? Temelin malzemesine, sağlamlığına, planına hâkim olmaya yeterince mesai harcar, doğru hazzı keşfedersek evet, der Epikür. 

Haz kelimesinin yarattığı algı, çoğunlukla hedonizm akımını çağrıştırsa da; tarih boyunca farklı öğretilerin bu kavrama dair söyleyecek epeyce sözü olmuş. Popülerlik sıralamasında başı çekmese de Epiküryen düşünce, hazzı, savının merkezine alacak denli mutlak bir değer olarak tanımlamış. Epikür’ün hazzı ele alış biçimi; Stoacılardan ve Hedonistlerden sıyrılıp özgün bir yer edinmekle kalmamış, yaşam pratiği bakımından Buddha’nın öğretisiyle el ele tutuşacak noktaya gelmiş. Anlaşılan; aralarındaki yaklaşık 200 yıllık zaman dilimi ve binlerce kilometre, düşüncelerinin hızını ve derinliğini olumsuz etkilememiş ki tıpkı Buddha gibi Epikür de günümüze dek Marx’tan Nietzsche’ye pek çok fikir insanına ilham kaynağı olmuş. Öğretilerinin paralel yönleri ise bize, şimdinin farkındalığına doğru seyrederken sığınacak güvenli limanlar sunuyor.  

Yunan düşünür Epikür, yaşamın tabii değeri şeklinde nitelediği haz duyumuna, alışılmışın dışında bir tanım yakıştırır; dinginlik ve içsel huzur. Bireyin ulaşmaya çabalaması gereken ve her canlının da varoluşu gereği izini sürdüğü bu kalıcı ve gerçek deneyim, diğer deyişle “ataraxia”, Budizm’deki “sukha” terimiyle örtüşür. Kaçınılması gereken ruhsal acı ise “dukkha”ya denktir. Epikür’ün zevk kavramını bu içkin zemine oturtan dayanak, dürtüsel tatmin duygusuna öncelik vermemesi ve bedene yönelik zevkleri yüceltmemesidir. Böylece haz, kaba bir materyalist hissiyatın ötesine uzanan ruhsal bir performans niteliği kazanır. Fiziksel ihtiyaçların doyumuyla gelen maddi zevk, kinetik, değişken ve güvenilmezken; arzu, kaygı ve temelsiz ihtiyaçlardan arınmış ruhsal zevk ise statik ve güvenilir olandır. İnsanı, mutlu bir yaşayışa yönelten de tam olarak budur. Tinsel hazza, nam-ı diğer ataraxia’ya ulaşmak için Epikür’ün çizdiği yol haritasının rehberleri ise bilgi, ölçülülük ve paylaşım. 

Epikür’ün bilgiye biçtiği değer, salt bir veri birikimi değil rafine bir öğrenme sürecini temsil eder; ki bu anlamda Buddha’nın Doğru Görüş ilkesiyle denk tutulur. Her iki öğretide de yararlı ve varlıkların özüne ilişkin gerçek bilgiye ulaşmanın aklı özgür kılacağına inanılır. Her şeyin temelinde yatan bilgiye ulaşmak, boş inançlardan arınmak kişiyi ölçüsüz istekler karşısında güçlendirir ve iradenin; çilecilik ile dünyevi zevk düşkünlüğü arasındaki ideal konumuna yerleşmesine olanak tanır. Epikür’ün önerdiği ölçülülük, tam olarak Buddha’nın Orta Yol ilkesiyle paraleldir. Aşırı uçlardan uzak bir yaşam pratiğiyle; beklentilerin asgariye indirilmesi, gelecekten değil şimdiki andan beslenen bir ruh-beden-zihin birlikteliği amaçlanır. Ölçüsüz yaşanan bir hayat, doğası gereği sonu gelmeyen arzuların ve beraberinde getirdiği kaygı ve korkuların sürekli yeniden filizlendiği tinsel bir acı (dukkha) yaratır. İstek ve sahip olma dürtüsünün getirdiği zincirleme reaksiyonla, zihnin geçmişte ya da gelecekte takılı kalması ise belirsizlik ve endişeyi tetikler. Epiküryen düşüncenin ana motivasyonu; şu anda, mevcut durumun içerisinde tatmin olabilmeyi araştırmaktır. Ataraxia yani mutlak haz ancak bu kanaatkâr tutumun nefs ile olan mücadelesini kazanmasıyla sahneye çıkar. Epikür, bedeni ve ruhu ihtiyaçlardan mahrum bırakmadan da doyuma ulaşılabileceğini savunur; bunun için varlıklara, nesnelere, arzulara, gereksinimlere ve geleceğe olan koşullanmışlıklarımızı sorgulamamızı salık verir. Bu koşullanmışlıkların peşine takılmak kinetik düzeyde haz veriyor olsa da kalıcılık içermediği gibi uzun vadede daha fazla huzursuzluğa neden olur. 

İçsel dinginliği(ataraxia/sukha) deneyimleme şansımız; anlık ve kinetik zevkleri değil, mutlak ve statik zevkleri yaşayabilmek için sürdürülebilir bir düşünce iklimi oluşturma potansiyelimiz ile doğru orantılıdır. Zihnin bu ortamı yaratabilmesinde paylaşımın rolü ise epey büyük. Epikür’ün diğer düşünürler gibi öğretilerini aktardığı eğitim alanı biraz daha farklıydı. “Bahçe” olarak nitelenen bir gayriresmi okulda, Epikür sade yaşam sanatını, etik ve erdem üzerine düşüncelerini öğrencileri ve dostlarıyla paylaşmaktaydı. Zamanın serbestçe değerlendirildiği, egoizmin olmadığı bu özgürlük alanında; aranması ve sakınılması gereken duyum, alışkanlık ve inanışlar tartışılır, kişiyi içsel huzurdan ayıran mental ve fiziksel durumlar üzerine fikirler paylaşılırdı. Bu yönüyle herhangi bir kısıtlaması olmayan bir felsefe komünü niteliği gösteren Epikür’ün Bahçesi, Budizm’deki sangha oluşumu ile benzer bir misyonu paylaşır. 

Epikür’ün etik görüşü, erdem kavramına bakışıyla ahlak üzerine yoğunlaşan diğer felsefi ekollerden ayrılır. Epikür’e göre erdem, nihai bir amaç değildir ve varlığı insanı tek başına mutlu yapmaz. Erdemli olmanın verdiği haz, mutlak ve kalıcı doyumun alanına girer; sonucunda varılan bilinç düzeyi içsel huzuru (ataraxia) doğurur. Epiküryen düşünce, Buddha’nın 8 Aşamalı Asil Yol öğretisine benzer bir biçimde acıdan özgürleşmeyi ve dinginliğe ulaşmayı vadeden basamaklar sunar.  Her ikisinde de bilinci uyanık ve farkında tutabilmenin anahtarı, zaaflarımızla tanışıp, güçlendirilmesi gereken düşünce biçimlerini beslemekten geçer. 

Batı felsefesinde Budizm öğretisinden istemli ya da istemsiz izler taşıyan başka eğilimler de mevcut. Benzerlikleri keşfetmenin, Budizm ile diğer düşünce sistemleri arasında bir analoji kurabilmenin çift taraflı bir pekiştiriciliği olduğunu düşünüyorum. Bu yolda, ister Buddha’yı ister Epikür’ü ya da bir başkasını ilham alalım, aynı ırmağın farklı coğrafyalara dağılmış kollarından akan sular hepimizin huzura susamışlığını gidermeye yeter. 

 

Ece Dursun



Kaynakça:

Akarsu, Bedia. Ahlak Öğretileri I, Mutluluk Ahlakı. İstanbul: İ.Ü Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1970.

Balanuye, Çetin. Naturans, Yeni Bir Ontolojiye Doğru. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2020.

Yalom, Irvin D. Spinoza Problemi. İstanbul: Pegasus Yayıncılık, 2019.

Capelle, Wilhelm. Sokrates’ten Önce Felsefe. İstanbul: Pencere Yayınları, 2006.

Das, Lama Surya. Awakening The Buddha Within: Eights Steps to Enlightenment. New York: Broadway Books, 1997. 

 

Bu yazı ilk olarak Yoga Dergisi'nin 28.09.2020 tarihli edisyonunda yayınlanmıştır.

PAYLAŞ :
E-Mail listemize katılın