Blog

Sevgilim Goa

Sevgilim Goa

Goa’ya geleli birkaç gün oluyor ve ben yavaş yavaş tekrar havasına, suyuna alışmaya başlıyorum. 2011’den beri, dokuz senedir geliyorum Goa, Hindistan’a. İlk geldiğim günden itibaren bu okyanus kıyısındaki şehrin hayatımda yer alacağını hissediyordum. Daha önceki yaşamlarımın birinde burada mıydım? Bu eski Portekiz kolonisinde 1500’lü yıllarda yaşamış mıydım? Neden burası beni bu kadar içine alıyor, kendine çekiyor? 

Goa’ma her gelişim birbirinden farklı oluyor, ruhumda, kalbimde tesiri farklı katmanlara ulaşıyor. Burayı seviyorum, hep dost kalmayı başardığım eski bir sevgili gibi Goa benim için. Belki de uzun süre hayatıma giren ve çıkan ve bir daha haber bile alamadığım sevgililerimden sonra, hep hayatımda tuttuğum, yıllar geçtikçe dostluğu değerlenen tek sevgilim, Goa.

Bu sene diğerlerinden farklı olarak yazmak için yalnız geldim Goa’ma. Hindistan seyahatlerimi ve yaşadıklarımı yazıyorum son birkaç aydır. Dokuz senede o kadar çok yol hikâyesi, keşifler, bilgiler ve sevgi birikmiş ki içimde. Hint kültürünü ve Goa’yı, Hint kadim tıbbı ve felsefesi Ayurveda’yı ve masajlarını öğrenme süreçlerimi, ruhsal ve bedensel değişim hikâyelerimi paylaşmak, spritüel yolculuğumu kişisel deneyimlerimle anlatmak istiyorum. Gezi yazıları kıvamında ve rotasında oluyor yazdıklarım ama yer yer hayatımın kırılma noktalarını da içeriyor: korkudan sevgiye geçiş, turistlikten seyyahlığa yükseliş, kimliklerimi bırakışım, öz benimi görme, kendi kendimi şifalandırma gücümü fark etme ve uygulama süreçleri.

Aslında itiraf etmeliyim ki, biraz da bu yazma isteği yüzünden bu sene İstanbul’dan Goa’ya kaçtım. Yaklaşık beş senedir Githa Yoga Stüdyosu’nu kurmak, büyütmekle o kadar meşgul ve yorgundum ki, yazmaya, kendimle baş başa kalmaya çok ihtiyacım vardı. İstanbul’da dostlarla, yoga stüdyodaki insanlarla ilişkiler çok yoğun geliyor, herkesin kendi hikâyesi ve ajandası var, çok fazla enerji, hal, durum var ortada. İstanbul fazla geliyor benim ruhuma ve kalbime. Hintli bir guru büyücü bir keresinde bana İstanbul’un ortasından suyun geçtiğini ve suyun girdap oluşturduğunu, ilişkilerin ve dostlukların bu yüzden bu şehirde çok zor köklendiğini / köklenemediğini söyledi ve ekledi: Sık sık İstanbul’dan dışarı çıkmalısın, kendinle yeniden bağ kurabilmek, yavaşlamak için!  

Goa işte yavaşladığım topraklar, başımı yasladığım ve bana ilham veren sevgilim! Evren, Tanrılar, İlham Meleklerim izin verdi buradayım ve yazıyorum. İstanbul maddi dünyam, Goa spritüel dünyam ve ben ikisinin arasındaki dengeyi bulmuş gibiyim.

Goa’ya ilk geldiğim günler, buranın renklerine, kokularına, zamanına alışmakla geçiyor. İstanbul’un hızından ve şehirli kaygılarımdan yavaş yavaş uzaklaşıp, detoks programına sokuyorum kendimi; hafif yemeğe, bilgisayarımdan uzak durmaya başlıyorum, okumak ve film izlemek gibi zihinsel alışkanlıklarımla arama mesafe koyuyorum. Hızlı yemek yemem yavaşlıyor, çabuk çabuk yürümelerim yerini yavaşlığı bırakıyor, midem uzun süre boş kalıyor, devamlı atıştırıp durmuyorum ve tabii sabahları kahvenin ve sosyal medya hesaplarını kontrol etmenin yerini, yoga ve meditasyon almaya başlıyor. Her geçiş gibi bu da sancılı ve acılı bir süreç.

Hintliler zihnin bu alışkanlık kalıplarına Samskara diyor. Zihnin olumlu ve olumsuz alışkanlıkları, hayatımızın rutinleri hepsi Samskara; özgürleşmemizi, hayatımıza yeni ve faydalı şeyler katmamızı engelleyen hep bu Samskaralar gibi geliyor bana. Her gün sabah kalkınca ilk olarak sigara, çay ve kahveyle ayılmak, instagram, facebook’a bakmak, insanlarla hayatımı paylaşma zorunluluğu duymak. Samskaralar için o kadar çok zaman ve çaba harcıyoruz ki fark etmeden egomuzu besliyor, bir yandan da kendi kendimizi sabote edip, zamanımızı yaratıcı ve özgürleştirici kullanamıyoruz. Goa’da İstanbul’daki gibi zihninde kalma, zihinle hareket etme, devamlı bir şey yapmak zorunda değilim ve bu sayede olumsuz Samskaralarımdan bir bir kurtulmaya başlaya biliyorum.

Zihnimiz her türlü duygu, bağımlılık, arzu ve özlemleri yaratıyor. Bunları görüp, izleyip, ardında yatan nedenleri fark ettiğimizde öz benimize doğru yolculuğa çıkıyoruz. Zihnin ötesinde bizim gerçek özümüz var ve bunu anlamak hayat macerası, hayattaki amacını bulma yolculuğu.

Bir de Sadhana var, Hint Vedik kültüründe. Pratik yapma, hayatına inandığın ve sana iyi gelecek bir uygulamayı, disiplini sokmak. Goa’da bunu da başarabiliyorum. Örneğin masaj yapmak, derin ve sevgiyle dokunmayı öğrenmek ve uygulamak. Buna Goa’da niyet ettim ve yıllar içinde her gidiş gelişlerimde dokunma güdüm gelişti, hayatıma başarı olarak geldi, bu Sadhana. 

Evet, Goa’ma gelişlerim her seferinde farkı oluyordu. İlk gelişimde öğrenme sürecindeydim, yoga yapıyordum, Ayurvedik masajları ve şifa yöntemlerini öğreniyordum, hem Hindistan’da uzun süredir yaşayan Avrupalı Osho masaj terapistlerinle,  hem de yerli Hintli şifacılarla çalışıyordum. Günlerce her gün Tapas (ruhsal çalışmalar) halindeydim. Kişisel ve spritüel yaşam arasında bir ayrımın olmadığını farkediyordum ve yaşamıma anlam ve amaç katıyordum.

Tapas hali, yoga yapanların gayet iyi bildiği gibi Milattan Önce 3. yüzyılda yaşamış Patanjali’nin yazdığı Yoga Sutra eserinde yer alan Niyama bölümünde yer alır. Niyamalar hayatımızda uygulamamız ve yoga, şifa yolunda ilerlemememiz için yapmamız gereken maddeleri içerir. Dokunmayı öğrenme ve dokunarak, kadim masajlarla şifa verme benim hayatımda içsel disiplinle, yoğunluk ve konsantrasyonla yaptığım en yoğun Tapas olmuş. Bu Tapas kalp ateşimle birleşmiş, beni arındırmış, ruhumu büyütmüş ve hayatıma güzellikler getirmiş. 

Daha sonraki gelişlerim paylaşma, eğlenme, danslar etme, güzel ve pahalı yerlerde yemek yiyerek gezme üzerine kuruluydu. İstanbul’dan küçük gruplar getirip, Goa’da birlikte olmak, kendi rotamı ve beğendiğim mekanları tanıtmak beni mutlu ediyordu. Böylece hem para kazanıyordum, hem de kışın İstanbul’dan kaçıp sıcak bir yerde olmanın keyfini sürüyordum. Ben bu dönemime Osho’nun “Buda Zorbası” diyorum. Bu Dionysos karekteri gibi anlık kutlamalar ve zevkler peşindeydim.

Son yıllarda kendim için geliyorum artık, ne Tapas var ne de zevkler peşinde koşma. Kendi ritmim içinde salınıyorum, çabasızlık ve anı olduğu gibi farkındalıkla yaşama halindeyim. Hiç bir deneyimi önceden tasarlamıyorum, geleni olduğu gibi kabul ediyorum. Fazla aktivite içine girmiyorum, Batılı kıyafetlerimi atıyorum, Goalı kıyafetlerime bürünüyorum, tütsüler yakıyorum, yağlar ve kokular satın alıyorum, Mantralar söylüyorum, müzik konserlerine gidiyorum, dans ediyorum. İçimdeki Tanrı ve Tanrıçanın uyanmasını izliyorum…

Goa’nında bin bir yüzü var, tek bir Goa yok, herkes kendi Goa’sını buluyor burada ve yaşıyor. Partilemek, trans müzik, saykodelik deneyimler, Goa’ya gelenlerin en çok sevdikleri aktiviteler. Başta bunlar arasında gidip gelinse de - ben buna cennet ve cehennem arası yolculuk diyorum- bu arayış bence sorun değil. Hintlilerde sorun olarak görmüyor, yaşam böyle bir şey çünkü. İnsan karanlık, gölge tarafınla, aşırılıklarınla da yüzleşmeli ve yaşamalı, hiç birimiz sofu olmayı istemeyiz diye düşünüyorum. Hayatta kirlenmeyi deneyimlemek ve yeniden temizlenmeyi bilmek gerekiyor. Önemli olan Yogadaki Ahimsa’yı (kendine ve çevrendekiler şiddet uygulama, zarar verme) unutmamak. Bilinç ve bilinç altının ahenkli uyumu bizi huzura kavuşturacaktır. Duygular, hisler ve en değerlisi sevgi bilinç altından gelir, bilinç bizi çok müdahale edip bilinç altımızı yaşamamıza izin vermezse ilk önce semptomlar, sonra hastalıklar gelmeye başlıyor. 

Goa’nın insana diğer bir hediyesi, kendinle, okyanusla, doğayla baş başa kalma, kendi içsel yeteneğini açığa çıkarma, algılarının açılması, yeni bir sanatı ya da mesleki beceriyi hayatına katma. 

Ben bu hediyeleri aldım, almaya devam ediyorum. Siz de alın isterim.

Bu yazı ruhunuza ulaştıysa ne mutlu bana Goa’nın tılsımı üstünüzde olsun. 
Hindistan’daki ustam, gurum ve hep dost kalabildiğim sevgilim Goa…

Om

PAYLAŞ :
E-Mail listemize katılın