Blog

Travmayı Sevmek Mümkün mü?

Travmayı Sevmek Mümkün mü?

Doğduğumuz andan itibaren, hatta anne karnına ilk düştüğümüz andan beri bir çok şey yaşıyor ve hissediyoruz. Bunlar hepimizin aşina olduğu ‘travmalar’ başlığı altında toplanıyor ve yankılarının tüm hayatımızı etkilediği söyleniyor. Travma diyince aklınıza sadece yaşadığımız büyük şeyler gelmesin. Doğumun kendisinin de başlı başına bir travma olduğu söylenir.

Bir süredir hem Yoga’nın hayatıma girmiş olması ve sonrasında ilgi alanlarımın da değişip şekillenmesi ile beraber; aldığım eğitimlerden, okuduğum kitaplardan, insanlarla yaptığım paylaşımlardan ve çeşitli mecralarda dinlediklerimden, yaşadığımız travmaların hayatımıza etkileri hakkında düşünmeye ve bazı farkındalıklar yaşamaya başladım. Öncelikle paylaşmak istediklerim tamamen benim yaşadıklarım ve deneyimlerimle ilgili şeyler. Hepimiz bambaşka insanlarız, bambaşka şeyler yaşayıp deneyimliyoruz. Ancak insan olma hali içerisinde bazı ortak paydalarda buluşuyoruz, bazı hisleri paylaşıyoruz. Hissettiklerimizi ve farkındalıklarımızı paylaşmanın kıymetli bir şey olduğuna inandığımdan yaşadığım bir farkındalık anını paylaşmak istiyorum…

Bahsetmek istediğim çok yakın bir zaman önce fark ettiğim ve sahiplenemediğimi düşündüğüm bir anının hayatımdaki yansımaları ile ilgili. Kendimi bildim bileli yüzmeyi, suyla oynamayı çok seviyorum, uzun duş alma sürelerimle etrafımdaki pek çok kişinin sabrını zorlayabiliyorum. Kolluklardan teker teker kurtulup yüzmeye başladığım zamanlar (sanıyorum 10-11 yaşlarıma denk geliyor) ailem ve yakın aile dostlarımızla tatildeyiz ve benim yaşlarımda bir arkadaşımla inanılmaz mutluyuz bu özgürleşme ve beraberinde hissettirdiği ‘büyüme’ halinden. İkimiz de kolluklardan kurtulduk, büyüdük ve kuşlar kadar özgürüz… Aramızda ufak bir fark var sadece. O kolluksuz yüzebilmenin yanına dilediği gibi suya atlama, dibe dalabilme becerilerini ekliyor ve sudan çıktığında yüzünde herhangi bir olumsuzluk ifadesi yok. Bende ise durum biraz farklı. Evet yüzebiliyorum, kolluksuz suyun üstünde kalabiliyorum ama ne zaman atlamaya ya da suyun altına dalmaya kalksam sanki tüm su burnumdan içeri giriyor ve çıktığımda inanılmaz mutsuzum, bu durum değişmediği için de mutsuzluk zamanla yerini hayal kırıklığına bırakıyor. Bende yanlış giden bir şeyler var. Babamla paylaşıyorum bu durumu, birlikte farklı atlama teknikleri deniyoruz ama yok, ne yaparsak yapalım bende değişen bir şey olmuyor. 10 günlük tatilin sonlarına doğru yaklaşırken babama tamam diyorum artık sorun yok, ben hallettim, burnuma su kaçmıyor merak etme. Bu sanırım başarısız olma hissiyle tanışmaya hazır olmama, babama çabalarının boşa olduğunu hissettirmekten korkma, hayal kırıklığı yaşatma korkusu ve daha bir sürü şeyle verdiğim bir cevap. Oysa şuan 29 yaşındayım, bazen duş alırken bile burnuma su kaçıyor. Özür dilerim babacığım :)

Kalabalık ve bol kuzenli bir ailede büyüdüm. Yaz aylarında farklı yerlerde yaşayan kuzenlerimle bir araya gelip yayladaki evimizde (yaşasın Karadeniz çocuğu olmak) çok kıymetli zamanlar paylaştık, anılar biriktirdik. Rahmetli babaannemin binbir emeklerle yaptığı ve o altında hareket etmenin bile oldukça güç olduğu yün yorganların altı en popüler oyun alanımız. Kimi zaman altına saklanır, sobelenmemek için sessizce beklerdim. Beklerdim ama mutlaka burnum bir şekilde dışarıda kalmak şartı ile. Mutlaka nefes alış verişim düzenli bir şekilde devam etmeli, burnum/ yüzüm bir şekilde mutlaka açık olmalı. Bu sebeple ne kadar başarılı saklanabildiğim de tartışmaya açık tabi.. Bunun beraberinde gece hep beraber yattığımız, kimi zaman yer kimi zaman yüksek yataklarda ben mutlaka kenarda olmalıyım. Ya biri yorganı kafasına kadar çekerse buz gibi odada ve kendime nefes alacak bir alan bulamazsam…

Bir süredir Yoga hayatımda ve aldığım eğitimlerle, katıldığım derslerle günden güne derinleştiğimi hissediyorum. Tam bir Yin Yoga aşığıyım, bana sık sık minik aydınlanmalar yaşatan bir uzmanlaşma programına da devam etmekteyim. Yukarıda parça parça yazdığım anıların hepsi bundan yaklaşık 1 ay önce girdiğim bir Yin Yoga seasında bir puzzle’ın parçaları gibi birleşti. Bilin bakalım öne kapanma pozlarında bolstera sarıldığında kim kafasını bir yana çevirmeden asla rahat edemiyor :) Yine çok tatlı ve bana inanılmaz iyi gelen bir öne katlanma anında tüm bu anılar bir anda birleşti ve üzerimden bir yük kalktı sanki. Benim biraz sonra bahsedeceğim ve bir türlü sahiplenemediğimi düşündüğüm bir doğum hikayem var ve etkisini gittiğim her yere götürüyorum, yaşadığım her an benimle. Nefessiz kalma korkusuyla suyun altında nefes almaya devam ediyorum. Burnumla sürekli soluduğum havanın arasına girecek en ufak bir kumaş parçasına dahi tahammülüm yok. Bunu fark ettiğim o öne katlanma pozunda içime müthiş tatlı bir huzur yayıldı. Ama kesinlikle söylemek istediğim şey ‘evet bunu fark ettim ve artık suya burnumu tutmadan dalabilirim ya da burnum açıkta olmasa da nefessiz kalmaktan korkmam’ değil. Ben hayatımın sonuna kadar burnumu tutmadan suya dalamayacağım ve bu anı ilginç bir şekilde çok hoşuma gitmeye başladı :)

Şuanda tam olarak hatırlayamadığım bir yaşta annem tarafından bana anlatılan ya da konuşulan bir ortamda kulak misafiri olduğum, sanki başkasının anısıymış gibi sahiplenmeden uzaktan dinlediğim, oysa tam da şahsıma ait, pek de tatlı olmayan bir doğum anım var, varmış yani. Çok detayına girmeden olabildiğince sınırlarında kalarak anlatmayı deneyeceğim bu doğum anısını. Annem beni doğurmak üzere sancılandığında, ağustos ayının sıcak bir yaz gecesinin pek de makul olmayan geç bir saati, sanıyorum gece 2-3 suları. Doğum sancıları ile hastaneye getirildiğinde annem, onu karşılayan ebe her nedense saatin uygun bir saat olmadığı ve doktoru arayamayacağını söyleyerek beni doğurmaması telkininde bulunuyor (?) Daha önce duymamış olabilirsiniz zira ben de duymadım ya da fiziksel olarak bunun nasıl mümkün olduğunu dahi bilmiyorum ama ebe o an için bunun uygun olduğunu düşünmüş olacak ki doğmamam için başlamış olan doğal doğumun gerçekleşmesine yaklaşık 1-2 saat ya da belki biraz daha uzun bir süre engel olmuş. Sonrasında yakınlarımızdan birinin duruma müdahalesi ile doktor aranmış ve doktorun hastaneye gelmesi ile de yaklaşık 6-7 saat sonra sanıyorum ben nefessiz kalmak üzereyken sabaha karşı doğum gerçekleşmiş. Hala konusu geçtiğinde tam olarak sahiplenemediğimi hissettiğim, anneme oldukça büyük acılar yaşatan böyle bir doğum anım var. Ben hayata ilk gözlerimi açtığım andan beri bir şekilde nefessiz kalmaktan korkuyorum.

Paylaşmak istediklerim burada son bulacaktı aslında ama yazmaya karar verdikten sonra annemle yaptığım telefon konuşması ile ikinci farkındalık anı hediye edildi bana. Heyecanlı heyecanlı fark ettiğim şeyleri annemle paylaştım ve ufak bir sessizlik anından sonra annemden şöyle bir cevap geldi ‘Bunların hepsini ben de paylaşıyorum.’! Bir anda yeni bir farkındalık dalgasıyla kuşatıldım, bu konuşmayı yaparken yürüdüğüm İstiklal Caddesi’nde. Üstelik annemde durum bendekinden bir parça daha derin. Boyunu geçen yerde yüzmez, havuza/ denize atlamak mümkün bile değildir onun için. Gece uyurken üstüne örttüğü örtü dirseklerinin üzerinde dahi olmamalı. Biz canım annemle birlikte böyle bir anı paylaşıyoruz. İkimizde de benzer nefessiz kalma korkuları var ve bunların gündelik hayatımıza çeşitli yansımaları var. Dediğim gibi bu anıyı sahiplenmek benim için şuan bir parça daha kolay, yaşadığım farkındalık beni yaşadıklarıma yakınlaştırdı sanki, bu farkındalık da beraberinde tatlı bir huzur getirdi…

Hepimiz hayatımız boyunca bir sürü şey yaşıyoruz. Yaşadıklarımızın da türlü farklı yansımaları oluyor. Bir kısmını zamanla fark edip bağlantılar kurabiliyoruz. Büyük bir kısmıyla da belki hiç tanışamadan veda ediyoruz hayata. Doğum anımdan itibaren yaşadığım hersey bugünkü benin oluşmasında etkili oldu. Hepsini görüyorum, duyuyorum ve sahipleniyorum. Yoga sayesinde yaşadığım, yaşayacağım ve belki de hiç yaşayamayacağım her şeye, aracı olan herkese ve herşeye minnettarım, beni bana her gün biraz daha yaklaştıran her şeye iyi ki…

PAYLAŞ :
E-Mail listemize katılın